İşteysem, lise yıllarında yaşanan travmalara adalet arayışında yeni bir sayfa açılıyor. Fransa’nın Güneybatısındaki Bétharram Manastırı’nda gerçekleşen skandal, Türkiye’de de benzer vakaların soruşturulması ve adaletin sağlanması açısından önemli bir tartışma başlatmış durumda. İnsanlık ve adalet mücadelesi, yıllar sonra bile olsa devam ediyor ve mağdurların sesini duyurmak istemeleri, toplumsal bilinç ve hukuk sistemimizin sorgulanmasına zemin hazırlıyor.
Hakim karşısına çıkan eski mağdur, hatıraya dayalı suçlamasıyla adalet peşinde
Yüz yıl kadar önce yaşananlar, hâlâ Türkiye’de kamuoyunun gündeminde yer buluyor. Ülkemizde de benzer vakalar yaşandı ve yaşanıyor. Birçok mağdur, çocuklukta maruz kaldıkları istismar ve kötü muamelenin faillerinin yargılanmasını istiyor. İşte, bu taleple hareket eden eski bir mağdur, Ceza Mahkemesi önünde durdu. Üzerine atfedilen suçlamanın ve olayın hukuki sürecinin zaman aşımına uğramaması için çaba harcıyor. Söz konusu mağdur, avukatıyla birlikte mahkemeye gelerek, “zaman aşımı” engelinin kaldırılması gerektiğini belirtiyor.
Yıllar sonra doğruları ortaya çıkarmak ve adaletli bir karar alınması için mücadele eden bu kişi, suçlamanın ve olayın hatıradan ya da unutulmadan araştırılması gerektiği inancını taşıyor. “Bu kelime sihirli bir kelime gibi. Zaman aşımı, suçluların sorumluluktan kurtulmasına imkan tanıyor. Bugün bana denilmesini umuyorum: ‘Hukukta değişiklik yapacağız,’” diyor eski mağdur. Bu söylem, Türkiye’de de hukuksal reformların ve mağdurların sesine kulak verilmesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Suçlu hayatta ve suçlamalar hafızalarda yer edinmiş durumda
Türkiye’deki örneklere bakıldığında, mağdurların çoğu yaşlandıkça karşılaştıkları zorlukların farkına varıyor. Maalesef, birçok mağdur, yaşadığı olayların zaman aşımı nedeniyle haklarını arama şansını kaybetmiş durumda. 79 yaşındaki bir mağdurun durumu da aynı. O, genç yaşta okulda veya cezaevinde yaşadığı mağduriyetleri dile getiriyor ve halen hayatta olan suçluların adil yargılanmasını istiyor. Bu kişi, çocukken maruz kaldığı şiddet ve istismar olaylarının, zaman aşımı nedeniyle hukuki süreçlerin dışında kalmasına tepkili.
Türkiye’de de, özellikle çocuk istismarı ve okul içi saldırılar gibi ağır suçlarda, halihazırda uygulanan zaman aşımı süreleri uzun teşkil ediyor. Ancak, mağdurların adalet talebi ve hukuki reform hareketleri, bu sürelerin yeniden gözden geçirilmesini sağlamak yönünde kamusal bir tartışma başlatmış durumda. Maalesef, çok sayıda dava, bu zaman aşımı nedeniyle akıbetini bilinmez kılmak zorunda kalıyor. Sadece iki olayın yargıya intikal ettiği bu vakalarda, çoğu vakalar zaman aşımına uğramış ve adli süreci tamamlanamamış durumda.
Hukuk sistemimizde reform çağrıları artarken, mağdurlar adalet istiyor
İşte, Türkiye’deki hukukçular ve sivil toplum kuruluşları, bu sistemdeki açıkları kapatmak ve mağdurların haklarını korumak amacıyla ciddi tartışmalar yürütüyor. Zaman aşımını kaldırmak veya daha kısa hale getirmek isteyenler kadar, mağdurların sesine kulak vermek isteyenler de var. Bazı avukatlar, “Adaletsizliğin önüne geçmek için bu tür sınırlamaları yeniden gözden geçirmeliyiz. Her mağdur, kendi yaşadıklarının hesabını sormak istiyor,” diyerek çağrıda bulunuyor.
Elbette ki, toplumda bu konular hassasiyetle ele alınmalı ve mağdurların kendilerini güvende hissetmesi sağlanmalı. Hükümet ve ilgili kurumların, caydırıcı ve mağdurların haklarını koruyan politikalar geliştirmesi, bu tür vakaların tekrarlanmasını engellemek adına atılması gereken önemli adımlar arasında yer alıyor.
Türkiye’de de yıllar sonra ortaya çıkan bu vakalar, adalet arayışının ne kadar hayati ve vazgeçilmez olduğunu gösteriyor. Mağdurların seslerini duyuran ve onların haklarını teslim eden adil çözüm yolları, toplum olarak önümüzdeki dönemin en büyük önceliği olmalı.





