Fesneau : Macronistlerin Devlet Güvenliği Konularında Yönlendirdiği Anlamda Hedefi Aşan Yaklaşımları ve Sağ-İleri Söylemleri Eleştiriyor

| Elif Yalçın

Fesneau’dan Fransa’daki Güçlü Eleştiri: Sağcılaşma ve Güvenlik Tartışmaları

Fransa’da siyasetin iç yüzünü yakından takip eden isimlerden biri olan Marc Fesneau, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un politikalarına ve parti çizgisine dair sert eleştirilerde bulundu. Fransa Meclisi’nde milletvekili ve MoDem partisinin liderlerinden biri olan Fesneau, 25 Mayıs Pazar günü yayımlanan La Tribune Dimanche gazetesinde yaptığı açıklamalarda, ülkedeki güvenlik ve egemenlik konularında artan bir “sürekli şişirilme” ve dozunu aşmış söylemler fark ettiğini belirtti. Bu durumun, ülkenin temel değerlerine zarar veren bir “ihanet” biçimi olduğunu dile getiren Fesneau, özellikle sağ ve aşırı sağın söylemlerine kayıtsız kalmak istemediğini ifade etti.

Sağcı ve Aşırı Sağcı Nüanslar ve Güvenlik Politikaları

Fesneau, özellikle genç kızların kamu alanında başörtüsü takmasını yasaklama gibi, anayasayı ve Avrupa yasalarını ihlal eden önerilere dikkat çekti. Bu tarz teklifler, onun görüşüne göre, sadece mevcut tansiyonu artırmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumda yapay ve zararlı bir demagojiye hizmet ediyor. Bu tür gündemlerin, Fransa’nın temel ilkeleri ve yasal düzenlemeleriyle uyumlu olmadığını belirten Fesneau, bu tarz uygulamaları “zehirli bir ortamdaki demagojik yaklaşımlar” olarak nitelendiriyor.

Gabriel Attal ve Yeni Güvenlik Yaklaşımları

Eleştirilerin odak noktalarından biri, Gençlik ve Spor Bakanı Gabriel Attal’ın gündemindeki politikalar. Attal, kamu alanında ve özellikle okullarda kız çocuklarının başörtüsü takmasını yasaklama yönünde açıklamalarda bulundu. 26 Mayıs Pazartesi günü düzenlenecek olan hükümetin güvenlik ve egemenlik konularına ilişkin konferansta, Attal’ın “otoriteyi yeniden tesis etmek” amacıyla yeni saldırı önlemleri sunması bekleniyor. Attal’ın bu tutumu, onun “otoriterlik ve disiplin” vurgusu yapma alışkanlığını pekiştiriyor. Hatırlanacaktır ki, Attal, okulda “abaya” giymeyi yasaklama kararı ve “başarısızlık ve tamirat” gibi sloganlarıyla kısa sürede kendini öne çıkarmıştı. Bu söylemler, onun eğitim bakanlığı döneminde yaptığı en gözde politikalar olmuştu.

Ancak, kamu alanında başörtüsüne ilişkin bu tartışmalara girişmesi, yeni ve farklı bir sınırın aşılması anlamına geliyor. Attal, bu tutumu ile birlikte, aşırılık yanlısı siyasi figürler olan Marine Le Pen’in bütün kadınlara yönelik başörtüsü yasağı önerisini de kolayca benimseyebilir hale gelmiş durumda. Bu gelişmeler, özellikle Cumhuriyetçi ve milliyetçi söylemlerle iç içe geçmiş durumda ve Macron’un siyasi ekibinin kamuoyu önündeki imajını ve politikalarını da şekillendiriyor.

2017’den Günümüze Güvenlik ve İdeolojik Kayış

Bugün gerçekleşen bu dönüşüm, aslında 2017 öncesine de dayanıyor. O dönemlerde Macron’un söylemleri ve politikaları, daha radikal ve pozitivist bir yaklaşıma sahipti. 2020’nin Ekim ayında Macron’un “ayrımcılık” (separatisme) konusundaki vaatleri ve Mureaux’da yaptığı konuşma, bu politikaların hızla sertleşeceğinin sinyallerini verdi. Ayrıca, aynı yıl içinde gerçekleşen Samuel Paty’nin katledilmesi olayı, güvenlik ve dini radikallik konularında yeni bir yönelimin ortaya çıkmasına neden oldu. O dönemde, İçişleri Bakanı Gérard Collomb, sert önlemler ve radikal İslam’a karşı daha kararlı tutumlar çağrısında bulunuyordu. Ancak bu anlayış, ülke genelinde ve özellikle Avrupa çapında, beklenen orta ve uzun vadeli çözüm arayışlarından uzak ve asla yeterli görülmedi.

İlginç olan ise, Macron’un ilk seçim kampanyasında kullandığı dil ve politikaların, günümüzdeki yaklaşımlar ile büyük farklılıklar gösterdiğidir. 2017 yılında yayımlanan Révolution adlı kitabında Macron, radikal dini yorumlara ve radikal İslam’a karşı yeni yasa tasarılarının gereksizliğini savunuyor, toplumun tüm kesimlerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesini, “aktif bir şekilde yeniden kazanmayı” amaçlayan bir strateji izliyordu. Bu yaklaşımda, ülkedeki dini tartışmalar “soğukkanlılıkla” ve “tarafsız bir şekilde” yürütülsün isteniyor, kimseyi ötekileştirmemeyi hedefliyordu. Ancak, aradan geçen zamanda, Fransa ve Macron’un politikaları ciddi bir değişim ve dönüşüm geçirdi.

Sonuç olarak, günümüzde Fransa’da görülen bu politik ve ideolojik kayış, ülkenin temel değerlerine ve insan haklarına olan saygının gölgelenmesine yol açabilecek olumsuz bir gelişmedir. Uluslararası hukuka, laiklik ilkelerine ve demokratik normlara aykırı her tutum, toplumun tüm katmanlarında büyük kayıplar ve bölünmeler yaratma tehdidini de beraberinde getiriyor. Bu süreçte siyasetin, çoğulculuk ve hoşgörü ilkeleri doğrultusunda hareket etmesi ve güvenliği sağlarken temel haklara saygı göstermesi hayati önem taşıyor.

Elif Yalçın

Elif Yalçın

Ben Elif Yalçın, Gebze Haberler’in kurucusu ve genel yayın yönetmeniyim. Gazetecilik tutkumu yerel hikâyeleri görünür kılarak ve toplumsal olaylara derinlikli bir bakış sunarak yaşıyorum. Amacım, güvenilir ve bağımsız bir medya anlayışıyla hem Gebze’nin sesini duyurmak hem de dünyaya açılan bir pencere olmak.