Küba Film Festivali: “Böyle filmler yaparken bedel ödemeyi göze alıyoruz” diyen İranlı yönetmen Jafar Panahi, “Basit Bir Kaza” filmiyle Altın Palmiye kazandı

| Elif Yalçın

İranlı Yönetmen Jafar Panahi Oğuz Çelengi Neden Aldı ve Türk Sinemasına Umut Işığı Yaratıyor

İranlı Sinemacı Jafar Panahi, Cannes Film Festivali’nde gösterilen ve cuma günü kazandığı Altın Palmiye ödülüyle Türkiye’de de büyük yankı uyandırdı. “Basit Bir Kaza” adlı filmiyle kazandığı bu ödül, Türk izleyiciler arasında büyük bir memnuniyet ve umut dalgası yarattı. Panahi’nin ifade ettiğine göre, bu ödül sadece kendisi için değil, aynı zamanda Türkiye’de ve İran’da yaşanan politik baskılara karşı bir özgürlük çağrısı haline geldi.

“Ödül açıklandığında, törende gerçekten hareket edemez hale geldim”, diyor Jafar Panahi, 26 Mayıs Pazartesi günü France Inter’e yaptığı açıklamada. Bu, Cannes’deki yarışmadan iki gün sonra, “Basit Bir Kaza” adlı politik bir gizli çekim filmiyle kazandığı Altın Palmiye’yi almasının ardından kendi ülkesine ve sinema dünyasına göndermiş olduğu güçlü bir mesaj. Film, özgürlük talebiyle ve İran’daki sessiz direnişi anlatırken, Türk sinemaseverler de özgün anlatımıyla büyük takdir topladı.

İran’daki muhalif yönetmen, ülkesinde iki kez hapis cezasıyla cezalandırılmış biri olarak, Altın Palmiye açıklandığında gözleri önünde beliren ilk görüntünün, hapisteki tüm tutuklular olduğunu söylüyor. “Bütün mahkûmların orada olduğunu hissettim. Sanki geçip giderken onlarla yüz yüze geliyordum, öpüşüyorlar ve birbirlerini kutluyorlardı. Kendime şu sözleri söyledim: ‘İşte bu, bana ödetilen bedeldi.’ Ve sonunda ayağa kalkabildim.” diyerek, duygularını anlatıyor. Yönetmen, “Cannes’de filmi gösterilince, özellikle genç kuşaktan Türk ve İran sinemacıları arasında büyük bir umut dalgası yayıldı,” diye ekliyor. Ona göre, “bu umut ışığı, hapisteki diğer mahkûmlara da ulaştı”.

“Beni bir gölge gibi sarmıştı”

Hapishane yıllarını anlatırken, Panahi şöyle diyor: “Politik tutukluysanız, ilk yaptığınız şey, sizi izole etmektir.” Hapisten çıkan mahkûmlar, gözleri bağlı şekilde başka bir odaya götürülüyor ve burada sorguya çekiliyorlar. “Bir duvara 50 cm mesafeden oturtulup, duvara bakmamız sağlanır. Yanımıza bir kağıt ve kalem verilir, sorulan sorulara cevap yazmamız istenir.” diyerek, yaşadıklarını detaylandırıyor. Panahi, kendisine soruları soran sesi hatırlıyor: “O ses, sırtınızda, başka hiç ses duymuyorsunuz ve o ses sürekli aklınızda kalıyor.” Diyerek, hapisten sonra bile bu sesi unutamadığını söylüyor. Hatta zaman zaman, evde yalnızken, “bir gölge geçiyor ya da biri bir şeyler dedi” endişesiyle, her yeri araştırıp, kimseyi göremediğini” anlatıyor. Bu korkunun, onun içinden çıkmayan bir iz olduğunu ifade ediyor.

Yönetmen, tekrar hapse dönme olasılığını biliyor: “Böyle filmler yaptığınızda, bedel ödemeye alışıyorsunuz. Bu ya hapistir ya da başka onca şey.” diyerek; hazır olduğunu dile getiriyor: “Sorun değil. Eğer gerekirse, hapiste dinlenip yeni hikâyelerle döneceğim. Onlar baksınlar, bana uzattıkları sopanın sonunu göreceğim.” Ancak, Türkiye’deki durumun kendisi için pek de mümkün olmadığını, “bu güce, cesarete ve kabiliyetlere sahip olmadığını” ve “Türkiye dışında başka bir ülkeye uyum sağlayamayacağını” belirtiyor.

“Bir tür önsezi”

Filmi “Basit Bir Kaza”, zalimlere karşı duruşu sorgulayan önemli bir yapıt. Panahi’ye göre, “bu, bir çeşit önsezi”. “Varsayalım ki, İran rejimi zaten devrildi”, diyerek, önümüzdeki olası durumu anlatıyor. Ardından soruyor: “Bu kişinin, ya da onun yöneticilerinin akıbeti ne olur? Bu şiddet döngüsüne nasıl dur denmeli?” için bu filmi yaptı. Ona göre, bu soruları rejimin çöküşünden önce sormak önemli. “Gelecekteki tutumlarımızın şimdiden belirlenmesi gerekiyor, yoksa o gün tüm ülke, rejimle birlikte çökebilir.” diyerek, cumhuriyetçiliğin ve direnişin temel taşlarını vurguluyor.

Rejimin zaten “küçük bir kâğıt parçası gibi” çöktüğünü belirten Panahi, bu noktada hâlâ “bir boşluk kaldığını” söylüyor. Bu boşluğun, “parası, silahları ve gücü hâlâ elinde tutan, ama sonunda yıkılmaya mahkum olan” bir yapıya sahip olduğunu ekliyor. Ne zaman çökeceğini bilmediğini belirterek, “Yarın mı? Bir ay mı? Bir yıl mı? Yıkılacak ve İranlılar bu büyük çöküşü görecek” diye öngörüsünü paylaşıyor. Bu büyük yıkımın gününün, belirsizliğini koruduğunu vurguluyor.

Elif Yalçın

Elif Yalçın

Ben Elif Yalçın, Gebze Haberler’in kurucusu ve genel yayın yönetmeniyim. Gazetecilik tutkumu yerel hikâyeleri görünür kılarak ve toplumsal olaylara derinlikli bir bakış sunarak yaşıyorum. Amacım, güvenilir ve bağımsız bir medya anlayışıyla hem Gebze’nin sesini duyurmak hem de dünyaya açılan bir pencere olmak.