Türkiye’de Futbolun Çocukları: Şiddet, Siyaset ve Çözüm Arayışları
Türkiye’de futbol sahalarında ve dışındaki olaylar uzun süredir dikkat çekici ve kargaşadan uzak olmayan bir gerçeklik. Sahalarda yaşanan şiddet olayları, yalnızca tribünlerde ya da maç sırasında değil, bazen de maçların dışında ve kamuoyunun gündeminde geniş yer tutuyor. Bu durum, futbolun taraflı ve kutuplaşmış bir ortam haline getirildiği iddialarını güçlendiriyor ve ülkedeki siyasi iktidarın bu sporla olan bağlarını sorgulayan kesimler tarafından ciddi eleştirilere maruz kalıyor.
Son olarak, Fransa Ligue 1 takımlarından Lyon’un teknik direktörü Paulo Fonseca, 5 Mart Çarşamba günü disiplin kurulu tarafından 30 Kasım tarihine kadar uzaklaştırıldı. Bu karar, 2 Mart’taki Brest maçı sırasında yaşanan olayların ardından geldi. O maçta, hakemle yüz yüze gelen ve onu tehdit eden genç teknik adam, saha içinde yaşanan tansiyonu yükselten bir davranış sergilemişti. Futbolda yaşanan şiddet olayları, sadece Türkiye’de değil, birçok ülkede sık görülen, bazen ulusal çapta ciddi sonuçlara yol açabilen ve her yıl yeniden gündemi meşgul eden ciddi bir problem olmaya devam ediyor. Türkiye’de ise bu şiddetin boyutları zaman zaman ölümcül boyutlara ulaşabiliyor; 10 Şubat’ta yaşanan olaylar bu durumu bir kez daha gözler önüne serdi.
O olay, Karadeniz’in bir Anadolu köyü olan Düzce’de gerçekleşti. Galatasaray taraftarı, yakın zamanda yaşanan bir olayda, şehirde bir Fenerbahçeli taraftarını silahla vurarak yaşamını kaybetmesine neden oldu. Bu olay, genellikle medyada “taraftarlar arasındaki kavga” şeklinde tanımlansa da, Türkiye’de uzun yıllardır saha içinde, tribünlerde ve maçların dışında yaşanan şiddet olaylarının ne denli sık ve vahim boyutlara ulaştığını gösteriyor. Geçmişe dönüp bakıldığında, 2010’lu yıllarda Fenerbahçe taraftarlarının sahalarını yaktığı, takımlarını maç sırasında veya sonrasında adeta savaş alanına çevirdiği olaylar hatırlanıyor. Hatta, bir dönemde takım otobüslerine silahla saldırılar düzenlenmişti. Bu ve benzeri olaylar, toplumda derin izler bırakmış, yetkilileri güvenlik ve disiplin politikalarını güçlendirmeye zorlamış ve maçlara girişte güvenlik önlemlerini artırmıştı. Bu kapsamda, Passolig sisteminin devreye sokulması gibi adımlar atıldı. Ancak, pratikte bu kuralların tam anlamıyla uygulanması konusunda sorunlar yaşanıyor, cezaların yetersizliği ve olayların faillerinin cezaevine girmemesi gibi bir kısır döngü devam ediyor.
Muhalefet, “Siyasetin Etkisinde Bir Federasyon” İddiasında Bulunuyor
Türkiye’de futbol şiddeti ve alınan cezaların yetersizliği konusu, yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı değil. Bu sorunlar, başka ülkelerde de tartışılırken, Türkiye’de futbolun aşırı siyasi kutuplaşma ve politik beklentilerle iç içe geçtiği görüşü ön plana çıkıyor. Ayrıca, bu duruma ilişkin eleştiriler, hükümet karşıtı kesimler tarafından özellikle vurgulanıyor. Muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) yönetiminde yer alan isimlerin, çoğunlukla hükümetle ilişkili veya yeraltı dünyasıyla irtibatlı kişilerden oluştuğunu iddia ediyor. Bu tür yapıların, büyük kulüplerin ekonomik kriz ve yüksek borçlarını çözmek yerine, sporun itibarsızlaştırılmasına hizmet ettiği öne sürülüyor. Türkiye’nin en büyük kulüplerinde, yaklaşık yüz milyonlarca dolar borç yükü altında çöküşü önlemek yerine, kurumların siyasetin uygun gördüğü isimler tarafından yönetildiği dile getiriliyor.
Korruptyon iddiaları da büyük bir sorun olarak gündemde. Ligin ve futbolun geneline yayılan bu ciddi çürüme, sahalarda balyoz gibi parlayan sorunlar arasında yer alıyor. Özellikle, hakemlerle takımlar arasında yükselen tansiyon, son yıllarda oldukça artmış durumda. Kulüp başkanları ve yöneticiler, her yenilgide hakemleri suçluyor ve adeta zoraki bir sebep arıyorlar. Bu bölünmenin ve huzursuzluğun ardında futbolun yalnızca spor değil, büyük ölçüde para, güç ve siyasi hesaplar biçiminde çıkar çatışmalarıyla iç içe geçmiş olması yatıyor.
Türkiye Süper Ligi’nin önemli kulüplerinden Ankara Gücü’nün eski başkanı, Kasım 2024’te yaşanan olayda, ciddi bir hakem saldırısı sonucu üç yıldan fazla hapis cezası aldı. O dönemde, bu eski başkan aynı zamanda AKP’nin eski milletvekiliydi. CHP’nin (Cumhuriyet Halk Partisi) milletvekili Sevda Erdan Kılıç, bu atmosferin ülke futbolunu “politik yozlaşmanın önemli bir adresi” haline getirdiğini belirtiyor. Kılıç, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Tüm bu sorunlar, Türk futbolunun tarihindeki en politik zaman dilimine denk geliyor. Kulüp başkanlarına baktığınızda, çoğu AKP kökenli siyasetçiler. Bu, futbolun siyasete bağlılığını artırıyor ve sporun itibarsızlaşmasının ana nedeni oluyor.”
“Futbolun kuruluşlarına ve yönetimine baktığınızda, işleri siyasete ve mafyaya yakın kişiler elinde. Bu nedenle, spor – şu an olduğu gibi – dolandırıcılık, kara para, sahte maçlar, tehditler ve şiddetin tam da merkezi haline geldi.”
Sevda Erdan Kılıç, CHP MilletvekiliGebze Haberler’ya verdiği röportajdan
Sorunu çözmek adına atılan adımlar da var. Bunlardan biri, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) yabancı hakemleri futbol maçlarına davet etmesi ve özellikle Video Yardımcı Hakem (VAR) sisteminde yurt dışından hakemlerin devreye alınması oldu. Bu adım, futbol tarihimizde bir ilk olmayı başardı; Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki 24 Şubat tarihli derbide, sahada görev yapan hakem de yabancıydı. Bu uygulama, 1970’lerden sonra ilk kez Türkiye liginde yabancı hakemlerin maçta görev alması açısından kayda değer bir gelişme olarak kayıtlara geçti.




