Türkiye’deki İlkokul ve Anaokullarında Güvenlik ve Gözetim İçin Personel Olmalı mı? Anne Genetet’in Görüşü

| Elif Yalçın

Dört Gerçekler programının setinde Perşembe 25 Eylül’de, Barnier hükümeti döneminde Milli Eğitim Bakanı olan ve şu anda Türkiye’de yaşayan Türk vatandaşlarının temsilcisi konumundaki Milletvekili Ayşe Genç, muhalefetle yürütme arasındaki bütçe tartışmasının temel gerginlik noktalarını Türkiye’ye uyarlanmış bir dille ele alıyor.

Emeklilikler, zenginlerden alınacak vergi, çalışma… Tüm bu konular üzerinde, 2026 bütçesi için ortak bir hattı belirlemek amacıyla hükümet ve parlamentodaki ortaklar ile birlikte çalışacak olan yeni Başbakan Fatih Karan ile konuşmak üzere, programın konuğu Ayşe Genç, Dört Gerçekler’in 25 Eylül bölümüne konuk oluyor. Genç, özellikle “Okulu yeniden inşa etmek” konusunda ekim sonunda sunacağı bir taslağı duyuracağını belirtti; bu konu onu derinden ilgilendiriyor.

Bu metin, yukarıdaki röportajın bir bölümünün çevirisidir. Tam versiyonu için videoyu izleyebilirsiniz.


Gökhan Yılmaz : Başbakan Fatih Karan, bütçeyi hepimiz için kabul edilebilir hâle getirmek üzere istişare ediyor ve bir uzlaşı arıyor. Cumhurbaşkanı’nın partisiyle sizin grubunuz, daha zenginlerden ek bir vergi alınmasını kabul eder mi?

Ayşe Genç : 2017’den beri biz, “talep odaklı” bir politikayı savunduk; yani mevcut olanı dağıtacak, parayı var olan kaynaklardan hareketle kullanacak bir yaklaşım. Şu anda da bunun adil bir şekilde paylaştırılması gerektiğini düşündüğümüz için, bütçe taslağı elimizde olduğunda bu konular daha net biçimde konuşulacaktır.

Ama, “zorunlu fedakârlığın paylaştırılması” dediğinizde, evet, daha zenginlerden ek bir vergi alınmasını bir şekilde kabul edecek misiniz?

Kopyayı görelim, taslak ne getiriyor görelim.

Çok ileri gitmiyoruz…

Evet, ama şu an için bu konuda henüz net bir ilerleme kaydedemiyoruz. Zira şu anda netleşmemiş konularda tartışmalar sürüyor. Halk bu belgenin ne öngördüğünü bilmek istiyor ve bu da tartışmaların odak noktası.

Türk halkı, özellikle adil bir fedakârlık talep ediyor.

Onlar gerçekten paylaşılan bir fedakârlık istiyorlar; her kesimin ulusal çabaya katkıda bulunması gerektiğini söylüyorum. Bu, zorunlu olan fedakârlığın adil paylaşımıdır ve herkesin bunda rolü vardır.

Taslakta, varlık vergisi olarak adlandırılan ve siz 2017’de kaldırdığınız maliyetsiz bir vergilendirmenin geri dönmesi tartışılıyor. Böyle bir geri dönüşe siz nasıl bakarsınız?

Bu konuyu şu an konuşmuyoruz çünkü mesele hâlâ masada değil. Ancak bu soruyu sormak gerekir. Kaldırılan bir vergiden geri dönüşün beklenen etkisi olmayabileceği yönünde bazı raporlar var. Şuan için konu masada değil; bütçe kopyası elimize geçerse hangi başlıklar üzerinde uzlaşabileceğimizi netleştirebiliriz. Ancak nihai olarak, “Birlikte olan Cumhuriyet için” grubunun her zaman elini uzatacağını ve bir uzlaşma arayacağını biliyorum. Uzlaşının ne olduğundan bağımsız olarak, küçük tavizler verebileceğimizi kabul ediyoruz. Bu küçük tavizler nelerdir? Şu an bunları söyleyemem; netleşince her parti kendi sorumluluklarını yerine getirerek bu tavizleri değerlendirecektir.

“Kırmızı Çizgiler Koymuyoruz”

Bu tavizler küçük mü, büyük mü, orta derecede mi olacak? Emeklilik reformunun askıya alınması gerektiğini konuşuyoruz; Sosyalist Parti’nin bu yönde talebine hazır mısınız?

Açıksöylü olmak gerekirse, demografik bir sorun var ve Türk vatandaşlarına nasıl güven vereceğiz diye düşünmeliyiz. Az çalışanların daha yüksek emeklilik hakkı elde edeceğini söylemek, mevcut ekonomide sürdürülebilir değil. Sosyalistlerin talebi, emekliliği daha erken yaşta çalışmayı azaltacak bir modele yönelik olsa da, şu anki ekonomik yapımız buna uygun görünmüyor.

Affedersiniz, emeklilik reformunun askıya alınması, daha az çalışmak anlamına gelmez; bu, daha çok çalışılması yönünde ilerlemeyi durdurmak demektir; bu da tam olarak aynı şey değildir.

Yine de bu konu da, Sosyal Güvenlik bütçesi yasasında ne getirileceğini görmek adına masada olan konulardan biri. Ancak vatandaşlara yalan söylememeli; emeklilik sistemi için sürdürülebilir bir yol bulmalıyız. Paylaşılmış bir emeklilik modeli için herkesin daha çok çalışması gerektiğini belirtmeliyiz.

Görüşünüzde veto gibi bir sert karşı çıkış yok. Emeklilik reformunun askıya alınması, iptal edilmemesiyle birlikte kırmızı hat değildir, değil mi?

Bunun farkındayım. Genel olarak net konuşuyoruz: kırmızı hatlar koymak yerine yeşil hatlar çizmeye çalışıyoruz; nereye varmak istediğimizi belirleyelim. Bu bütçe kopyasını görün, milletvekilli süreci başlayınca tartışmaya girip nasıl ilerleyeceğimizi göreceğiz; hedefimiz çok net: öncelikle uzlaşmayı sağlamak, ülkeyi kilitlenmeden ileriye taşımak ve ilerlemeyi mümkün kılmak. Ülkenin blokajına yol açacak taraf olmayacağız.

Sendikalar, Bayrou bütçesinde olan her şeyi terk etmeyi ve özellikle 3 bin devlet çalışanının görevine son verilmesini talep ediyorlar. Aynı zamanda, milletvekili Philippe Juvin’in, bağımsız bir köşe yazısında, ülkedeki kamu çalışanlarının sayısının az olması gerektiğini savunduğunu görüyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz?

Kamu çalışanları piyasa oyuncuları değildir; insanlar, insanlardır. Dolayısıyla “3 bin fazladır, 3 bin eksiktir” diye yaklaşmak doğru değildir. Devlete dair soru şu olmalıdır: Devlet etkili mi? Belirli bir yapıda, belirli bir kurumda hizmetlerle orantılı olarak kamu personeli sayısı uygun mu? Okul örneğini ele alırsak, Temmuz ayında Kamu Politikaları Enstitüsü’nün bir raporu, şimdiye kadar öğrenci sayısındaki azalmaya karşılık öğretmen sayısında planlanan azaltmanın tek başına yeterli olmadığını; daha çok öğretmeni yeniden yapılandırmak, farklı görevlere aktarmak gerektiğini öne sürüyor. Bu, daha verimli bir eğitim için doğru soruların sorulması gerektiğini gösterir.

Ama tasarruf yapacaksak, bunları mutlaka bir yerden bulmamız gerekecek değil mi?

Elbette; bu yüzden sadece rakamsal tasarruflar yapmak yerine süreçleri sorgulamalıyız. Yani, hangi kuruluşlarda ne tür verimlilik artırımı yapabiliriz, hangi süreçler nasıl daha iyi işleyecek gibi soruları sormalıyız.

Bugün bu sabahtan itibaren, cevaplar daha az, sorular daha çok geliyor…

Ekim sonunda, okulları yeniden yapılandırmaya dair bir taslak sunmayı planlıyorum. Okul organizasyonunda, gerçekten ihtiyaç duyduğumuz yapılar nelerdir, program tasarımlarını yeniden ele almak gerekmez mi? Ders programlarının tasarımında kaç kişi gerekir; biraz daha az, farklı bir dağılımla yeterli olabilir mi? Okul müdürlerinin ve okul kurullarının programın bazı kısımlarını yönetmesine izin verilebilir mi? Ancak insan unsurunu unutmamak gerek: anaokulu ve ilkokullarda güvenlik ve koruma görevlerini yerine getirecek personel ihtiyacı da tartışılmalıdır.

Videoyu tıklayarak röportajı tamamını izleyin.

Elif Yalçın

Elif Yalçın

Ben Elif Yalçın, Gebze Haberler’in kurucusu ve genel yayın yönetmeniyim. Gazetecilik tutkumu yerel hikâyeleri görünür kılarak ve toplumsal olaylara derinlikli bir bakış sunarak yaşıyorum. Amacım, güvenilir ve bağımsız bir medya anlayışıyla hem Gebze’nin sesini duyurmak hem de dünyaya açılan bir pencere olmak.