Volodymyr Zelensky ile Vladimir Putin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası ilk kez İstanbul’da bir araya gelebilir. Bu olası görüşme, Türkiye’nin arabuluculuk rolü sayesinde mümkün hale geliyor.
Türkiye, 15 Mayıs Perşembe günü İstanbul’da Rusya ve Ukrayna arasındaki müzakerelerin yeniden başlamasına ev sahipliği yapacak. Pazar günü Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelensky, “bireysel olarak” benzer şekilde, resmi temaslarda bulunmak üzere Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i yakından beklediğini açıkladı. Öte yandan, Kremlin şu anda ne Putin’in İstanbul’a katılımını, ne de Rus heyetinin kimlerden oluşacağını doğruladı. Amerikan dış politikası yetkilisi Marc Rubio, Körfez turunda bulunurken, ABD Başkanı Joe Biden da, Rus liderin Türkiye’ye gelmesi halinde kendisinin de katılabileceğini ifade etti.
NATO üyesi Türkiye, savaş başlamadan beri adeta merkezi güç olmaya çalışıyor. 2022’de Antalya ve İstanbul’da Ruslar ve Ukrayna temsilcileri arasında gerçekleşen görüşmelere ev sahipliği yapmıştı. Ayrıca, Birleşmiş Milletler ile birlikte gerçekleşen tahıl anlaşmasının hayata geçirilmesinde de önemli bir rol üstlenmişti. Bu medya ve uluslararası toplum tarafından takdir edilen arabuluculuk, Ankara’nın bugünkü konumunu pekiştirdi. Gebze Haberler, Türkiye’nin Ukrayna savaşındaki arabulucu rolüne nasıl yükseldiğine dair detayları aktarıyor.
Tahıl Anlaşmasının Kalbinde Türkiye
Türkiye’nin Ukrayna savaşına ilişkin tutumu ilk olarak, 2022 yazında imzalanan tahıl anlaşmasıyla somutlaştı. Moskova, Kiev, Ankara ve BM arasındaki yoğun müzakerelerin sonucu olan bu anlaşma, Karadeniz aracılığıyla Ukrayna’dan milyonlarca ton tahıl ihracatını mümkün kıldı. Böylece, Ukrayna’dan gelen tarım ürünlerine büyük oranda bağımlı olan Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da oluşabilecek gıda krizleri engellendi. “Türkiye, bugün bu başarısını göstermeye devam ederek başka görüşmeler önermektedir”, diyor Paris’teki Sciences Po Uluslararası Araştırmalar Merkezi uzmanı Bayram Balcı.
Ancak bu arabuluculuk yaklaşımı, yeni değil. ABD merkezli Hudson Enstitüsü, Ankara’nın “yüzyıllardır” güneyde, özellikle Karadeniz bölgesinde Rus yayılımını sınırlama çabası içinde olduğunu söylüyor. Bu bölgede, Doğu Avrupa, Türk ve Balkan bölgeleri arasında kritik bir hayati corridor söz konusu; savaş öncesinde tahıl ihracatının %40’ı bu güzergâh üzerinden yapılıyordu. Ankara, Boğazlar ve Çanakkale Boğazı sayesinde, Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan bu stratejik geçitleri kontrol altında tutuyor. Bu yönetim şekliyle, Ankara hem deniz yolunu güvence altına alıyor hem de Rus hegemonisini sınırlandırıyor.
“Karadeniz’de Rus egemenliğine müdahale edilmesine karşı durmak, Türkiye’nin öncelikli politikasıdır; güçlü bir Ukrayna, Rus yayılımına karşı denge sağlar”, diyor Hudson Enstitüsü. Şubat 2022’de savaş patlak verdiğinde, Türkiye bu Boğazları tüm yabancı savaş gemilerine kapattı. Bu kararla, hem Kuzey kanadını korudu hem de NATO’nun doğrudan Rusya’ya müdahalesini sınırlandırdı. Bu tutum, Ankara’ya şu anda belli bir tarafsızlık kazandırıyor.
Ankara’nın Rakipleri ve Stratejik Denge
Başka güçler de, Türkiye’nin bölgedeki etkisini kıskanıyor. “Suudi Arabistan, Türkiye’yi arabuluculuk rolünde ikame etmeye çalıştı, bu da Türkleri kıskançlığa sürükledi”, diyor Balcı. Ancak Riyad, jeopolitik konumu ve bölgesel hakimiyetiyle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin gerisinde kalıyor. Avrupa Birliği ise, “Ukrayna tarafına geçtiği ve artık arabulucu rolü yapamayacağı” görüşünde, şeklinde ekliyor Balcı.
Türkiye’nin “İki Yüzlülüğü” ve Çift Yönlü Politikası
Türkiye’nin hem Ukrayna ile görüşmeler düzenlemesi, hem de Rusya ile ilişkilerini sürdürmesi, diplomasi sahnesinde karmaşık bir denge tutturmasını sağlıyor. Moskova, Türkiye’nin Kırım, Donbass ve Luhansk gibi bölgelerdeki toprak bütünlüğünü tanımadığı halde, aynı zamanda Karadeniz’de kendi çıkarlarını korumak için Türkiye ile işbirliğine devam ediyor. “Türkiye, Rusya’ya askeri destek veriyor, ama aynı zamanda batı yaptırımlarına katılmıyor”, diyor Washington Enstitüsü. Bu dengeleme siyaseti, Ankara’nın uluslararası düzeni kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirme çabalarına işaret ediyor.
2022’de, Türk insansız hava araçları Bayraktar TB2, Rus ilerlemesini durdurmakta önemli bir rol oynadı ve Vladimir Putin’i ciddi şekilde öfkelendirdi. Ancak, balistik ve ekonomik ilişkiler devam ederken, Türkiye’nin Rusya’dan turist ve enerji ithalatını da sürdürmesi, iki taraf arasındaki bağı güçlendiriyor. 2022’de Rus turistler, Türkiye’ye 5.3 milyon ziyaret yaptı ve bu, birçok yaptırım uygulanan oligark ve iş insanı için cazip bir tatil seçeneği haline geldi. Aynı zamanda, enerji alanında da önemli adımlar atılıyor; Putin, Akkuyu nükleer santralinin finansmanı için 5 milyar dolar ayırdı. Bu yatırımlar, Erdoğan’ın ekonomik açıdan kriz dönemine rağmen seçimlere güçlenerek gitmesine olanak sağladı.
“Türkiye, Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılamaz, çünkü kendisi de ciddi şekilde etkilenir”
Bayram Balcı, siyaset bilimciGebze Haberler
Bölgesel Güç ve Bağımsız Politika
2000’lerin başından itibaren, özellikle 2011’den sonra, Ankara bağımsız bir bölgesel güç olmaya yöneldi. Bu duruş, özellikle Libya’daki tutumu ve Batı ile ilişkilerdeki gerginlikler üzerinden gözleniyor. “Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye’si, Batı müttefiklerinden bağımsız hareket etmeyi hedefliyor”, diyor Jean-Sylvestre Mongrenier. Türkiye, alternatif bir küresel sistem inşa etme kapasitesine sahip değil; ama günümüzde yeniden şekillenen dünya düzeninde kendine yer edinmek istiyor. Bu kriz, Ankara’nın Avrupa’nın güvenliğinde ne kadar etkin olduğunu göstermesi açısından önemli bir sınavdır. Karadeniz’deki Rus donanmasının blokajı buna en iyi örnektir.
Uzmanlar, Ukrayna savaşı sayesinde Türkiye’nin, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki rejim karşıtı uluslararası eleştirilere rağmen, bölgesel güç olma hedefine daha da yaklaştığını belirtiyor. Son dönemde yaşanan gelişmeler, uluslararası arenada Ankara’nın konumunu yeniden güçlendiriyor. Ek olarak, bu savaş, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir denge kurmasına ve kuzey komşusu Rusya ile ekonomik ve enerji işbirliğini sürdürmesine katkı sağlıyor.
Jean-Sylvestre Mongrenier’e göre, Ankara’nın duruşu, “bir alternatif düzen kurma gücü” olma çabası olmaktan çok, “bölgesel ve küresel etki alanını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışmak” şeklinde özetlenebilir. Bayram Balcı da, “Batı’nın tek taraflı egemenlik döneminin bittiğini” vurguluyor.





