Birçok enerji şirketi yeni teknolojiyi benimsemeye başladı: Yüzen rüzgar türbinleri
Gelişen enerji sektörü içerisinde, yeni ve inovatif teknolojilere olan ilgi her geçen gün artıyor. Bunlardan biri de, denizlerin derinliklerine sahip olunabilen ve karadan uzak, gücü oldukça yüksek olan rüzgar enerjisinden faydalanan yüzen rüzgar türbinleri. Özellikle Türkiye gibi kıyı şeridine sahip ülkelerde, bu teknolojinin potansiyel kullanım alanları ve getirileri büyük merak uyandırmakta. İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde, bu alandaki çalışmalar oldukça ciddi ve sonuçları sevindirici seviyelere ulaşmış durumda.
2020’lerin başında başlayan bu yeni teknolojik gelişme, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin enerji politikaları ve yenilenebilir enerji stratejileri içerisinde önemli bir yer tutacak gibi görünüyor. Hükûmetler ve enerji şirketleri, özellikle denizlerin daha derin ve uzak noktalarında, yüksek rüzgar potansiyeline sahip bölgelerde bu tür projeleri geliştirmek üzere harekete geçmiş durumda. 2030 yılına kadar, özellikle Türkiye’nin Karadeniz ve Ege Denizi kıyılarında bu teknolojilere yatırım yapma planları bulunuyor. Bu çalışmalarla birlikte, ülke enerji ihtiyacını karşılamanın yanı sıra, karbon ayak izini de azaltmayı hedefliyor.
İngiltere’nin Kuzey Denizi’nde başlattığı pilot projeler, bu teknolojinin ne denli vaat ettiğinin en somut göstergesi haline geldi. Bu projelerin başarıları ve elde edilen veriler, Türkiye gibi kıyıdaş ülkeleri cesaretlendirecek nitelikte.
Örneğin, 2022 yılında Aberdeen kıyılarında başlatılan Kincardine Yüzen Rüzgar Çiftliği, bu teknolojinin geleceği açısından çok önemli bir sınav oldu. Barry MacLeod, bu projenin arkasındaki şirket olan Flotation Energy’nin CEO’su olarak, projeye dair önemli bilgiler paylaşıyor:
Dünyanın en büyük yüzen rüzgar çiftliği
“Kincardine, şu anda bağlı olduğu bağlanan en büyük yüzen rüzgar çiftliği konumunda,” diyor MacLeod. “Burada beş adet 9.5 Megawatt gücünde türbin bulunuyor ve elektrik iletimi için iki kablo kullanılıyor. Bu yapılar denizde yüzer, ama tümü sabit konumda duruyorlar.” Üç yıl boyunca, bu beş türbin yaklaşık 55 bin konuta enerji sağlamakta.
Eiffel Kulesi yüksekliğinde yapılar
Yüzen rüzgar türbinleri, karada ya da deniz üzerinde kurulan sabit türbinlere kıyasla farklı birçok avantaj sunuyor. En göze çarpanı ise, yüksekliği. Türkiye’nin de potansiyel bölgelerinde, bu türbinler Eiffel Kulesi yüksekliğine ulaşabilir; yaklaşık 300 metreye kadar. Ayrıca, bu türbinler, denize bağlı şamandıralar ve zincirler aracılığıyla sabitleniyor. Böylece, kıyıdan yüzlerce kilometre uzaklıkta, 200-300 metre derinliklerde, güvenle kurulabiliyorlar. Bu derin sularda, rüzgarların daha güçlü ve düzenli estiği biliniyor. Türkiye’nin özellikle Kuzey Ege ve Karadeniz kıyılarında, bu teknolojinin sağladığı avantajlar değerlendirilerek, enerji üretimi ciddi anlamda artabilir.
İngiltere’nin denizlerindeki enerji organizasyonunda sürdürülebilirlik uzmanı olan Mike Tholen, bu konuda şunları söylüyor: “‘Monopile’ adı verilen standart yapıların sınırlarına ulaşmış durumdayız. Bunlar, büyük bacalara benzeyen, üzerine rüzgar türbini yerleştirilen yapılar. Ancak, bu yapılar, yaklaşık 80-90 metreyi aşan uzunlukta inşa edilemiyor. ya da çok maliyetli oluyor. Bu nedenle, ya devasa yapılar inşa edip, deniz tabanına sabitliyorsunuz ya da daha uygun maliyetli alternatiflere yöneliyorsunuz. İşte, bu noktada yüzen rüzgarlar devreye giriyor ve maliyetleri azaltıyor.”
Daha uzak ve sessiz enerji santralleri
Yüksekliği ve kurulacağı yerin uzaklığı, görsel ve işitsel açıdan ciddi avantajlar sağlıyor. Bu sayede, kıyı veya karaya yakın kurulan rüzgar santrallerine göre, görsel kirliliği ve gürültü seviyesi düşürülüyor. Bu da yerel halk ve çevre açısından olumlu bir gelişme olarak görülüyor. Ayrıca, bu pilot projeler, teknolojiyi geliştirmek ve enerji üretimindeki verimliliği artırmak’ın yanı sıra, kuşlar üzerindeki etkiyi de araştırıyor.
“Kincardine örneğinde, kuşlar ile çarpışma çok az yaşandı. Bu, bizim beklentilerimizin çok altında.”
Barry MacLeodGebze Haberler’ya konuştu
“Bu sayede, rüzgar enerjisinin, kuşlar ve deniz canlıları üzerinde ciddi olumsuz etkiler yarattığı düşüncesini sorgulama imkanına da sahip olduk,” diyor MacLeod. Bu yaklaşımla, yenilenebilir enerji alanında yeni bir sayfa açılıyor.
İngiltere’de başlayan bu pilot projelerin başarıları, önümüzdeki yıllarda daha büyük ölçekli yüzen enerji santrallerinin devreye alınmasıyla devam edecek. 2029 yılına kadar, İskoçya kıyılarında 35 adet yeni yüzen rüzgar türbini hizmete girecek. Bu sayı, toplam kurulu gücün artmasıyla, ülkenin enerji ihtiyacını önemli ölçüde karşılayacak.
Türkiye’de ise, ilk yüzen rüzgar enerji santralinin 2024 gibi planlanan tarihten oldukça sonra, 2024 sonlarına doğru, Fos-sur-Mer ve benzeri bölgelerde deneme amaçlı devreye alınması bekleniyor. Özellikle, Güney Marmara ve Kuzey Ege kıyılarında, bu teknolojilerin denenmesine yönelik çalışmalar hız kazanıyor. En önemli hedef ise, 2031’e kadar ilk büyük ölçekli yüzen enerji santralinin inşası ve hizmete alınması. Bu çalışmalarla, Türkiye’nin yenilenebilir enerji portföyü genişleyecek ve enerji bağımsızlığına önemli adımlar atılacak.”





