Türkiye’de, Fransa ve diğer ülkelerde olduğu gibi, göller kuraklık nedeniyle neredeyse kaybolma noktasına gelirken, bu durum ülkemizde de ciddi bir soruna dönüşüyor. Güneybatı Anadolu’nun doğal zenginliklerinden biri olan Burdur Gölü de bu tehlike altında. Burdur halkı, göllerini korumak adına yeni ve daha sürdürülebilir tarım yöntemleri geliştirmeye çalışıyor. Özellikle, mısır yerine gülleri ekmek gibi, su tasarrufu sağlayan alternatiflere yöneliyorlar.
Burdur Gölü ve yaşadığı tehditler
Burdur Gölü, Türkiye’nin en büyük göllerinden biri olmasına rağmen, giderek azalan alanıyla dikkat çekiyor. 1980’lerde yaklaşık 230 kilometrekareye ulaşan yüzölçümü, günümüzde yalnızca 140 kilometrekareye gerilemiş durumda. Bu durum, sadece Burdur Gölü’ne özgü değil; Türkiye genelinde de göllerin dramatik bir şekilde küçüldüğünü gösteren bir örnektir. 2020 yılında yayınlanan Türkiye Su Politikaları Derneği raporuna göre, Türkiye’de 50 yıl öncesine kıyasla toplam 300 gölden %60’ı ya tamamen yok oldu ya da ciddi anlamda tahrip edildi. Bu tablo, ülkemizin su kaynaklarının hızla azaldığını ve doğanın dengesinin bozulduğuna işaret ediyor.
Gelişen iklim koşulları ve mevsim normallerinin dışında seyreden sıcaklık artışları, yağışların azalmasıyla birleşince, su kıtlığı daha da derinleşiyor. Ancak, iklim değişikliğine ek olarak tarımsal faaliyetler de sorunun büyümesine katkıda bulunuyor. Suya en çok ihtiyaç duyan büyük ölçekli hayvancılık ve tarım alanlarında yapılan yüksek su tüketimli uygulamalar, yer altı su kaynaklarının aşırı kullanılmasına neden oluyor. Maalesef, bu durum gölleri ve su ekosistemlerini kirletiyor ve doğal döngüyü bozuyor.
Kırsal kesimde sürdürülebilirlik adına atılan adımlar
Son on beş yılda, Burdur’un köyleri ve köylüleri, bu olumsuz gidişata karşı durmak amacıyla tarımda farklı yaklaşımlar deniyor. Özellikle, mısır ve suya gereksinimi yüksek diğer ürünlerin yerine, daha az su isteyen ve doğaya daha uygun bitkiler ekmeye yöneliyorlar. Bu kapsamda, mısır tarlalarının yerine yerel gül yetiştiriciliği yaygınlaşıyor. Gül yetiştiriciliği, hem daha az su tüketiyor hem de gelir kapısı haline gelmiş durumda. Bu yöntemde, gölet veya pompa ile değil, damla sulama sistemi kullanılarak, su doğrudan bitkinin köküne nazikçe veriliyor. Bu uygulama, hem su tasarrufunu sağlıyor hem de bitkinin sağlıklı gelişmesine katkıda bulunuyor.
Kadim ve kazançlı bir tarım kültürü
Öztürk Sarıca, 55 yaşında bir veteriner hekim ve Burdur Gölü kıyısında doğmuş biri olarak, yaklaşık 15 yıl önce göl çevresinde organik gül yetiştirmeye başladı. Amacı, hem göl ekosistemini korumak hem de bölge halkına sürdürülebilir gelir kaynakları sağlamak. Sarıca, “Güller, mısır veya yonca gibi ürünlere kıyasla %75 oranında daha az su tüketir,” diyerek bu yöntemi teşvik ediyor. Ayrıca, bölgedeki insanların geleneksel tarım alışkanlıklarını modern ve çevre dostu yöntemlerle harmanlaması, uzun vadede bölgeye büyük katkılar sağlayabilir. Gül yetiştiriciliği, bölgedeki iki yüzyıldır süregelen geleneksel üretim biçimlerine uygun ve ekonomik açıdan da cazip.
“Bölgedeki büyükbaş hayvancılık ile karşılaştırıldığında, gül yetiştiriciliği oldukça karlı bir alternatif haline geldi. Günümüzde, göl çevresindeki birçok köyde gül üretimi yaygınlaşıyor. Son 15 yılda ise, üretim miktarında yaklaşık %30 artış gözlendi.”
Öztürk Sarıca, veteriner ve gül yetiştiricisifransainfo’ya verdiği röportajdan
Öztürk Sarıca, “Lisinia Doğa Projesi”nin liderlerinden biri olarak, bölgede doğayı koruma ve sürdürülebilirlik konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Çevre bilincinin artmasının olumlu etkileri olduğunu belirtiyor ve göl çevresinde kaçak sulama veya bilinçsiz su kullanımı sonucunda doğan olumsuzlukların azaldığını gözlemliyor. Ona göre, bu durum, göl ekosistemine olumlu yansımalar sağlıyor; tabii ki, bunun etkilerini tam anlamıyla sayısal olarak göstermek kolay değil. Ancak, genel anlamda, tarımsal uygulamalardaki değişikliklerin göle faydalı olduğu aşikar.
Doğanın toparlanması ve gelecek umutları
Bununla birlikte, gül yetiştiriciliği bölge ekonomisine önemli bir katkı sağlıyor. Üretilen gül yağı, Türkiye’de yaklaşık 12 dolar civarında bir fiyata satılıyor ve büyük ölçüde ihracata yöneliktir. Özellikle Fransa, Almanya ve Orta Doğu ülkeleri gibi pazarlar, bu ürünlere yüksek talep gösteriyor. Bu sayede, bölge halkı hem ekonomik olarak güçleniyor hem de doğal dengeler korunuyor.
İşte tüm bu gelişmeler ışığında, Burdur ve çevresi için umut vaat eden bir tablo ortaya çıkmaya başladı. Her ne kadar, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkileri sürdürülebilse de, yerel halkın sürdürülebilir tarım uygulamalarına yönelerek doğaya olan duyarlılığı, bu ekosistemin toparlanmasına katkı sağlıyor. Sarıca ve onun gibi girişimcilerin çabaları, bölgede yeni ve daha sağlıklı bir yaşam biçiminin temelini atmaya devam ediyor. Bu gelişmeler, hem bölgenin doğal güzelliklerini koruma hem de ekonomik kalkınma açısından önemli bir adım olarak görülüyor ve gelecek adına umut veriyor.





