Türkiye’de Gönüllü Ulusal Hizmet: Gençler İçin Askeri Kurumun Pusula Rolü – Sosyolog Anne Muxel’in Görüşü

| Elif Yalçın

Un nouveau service national sera proposé à 3 000 jeunes majeurs à partir de 2026. Ce projet trouve un écho chez une jeunesse traversée par un “regain de patriotisme”, selon la directrice déléguée du Centre de recherches politiques de Sciences Po.

“Vatan için ayağa kalkmaya hazır bir kuşak var.” Yeni bir “milli hizmet” gönüllü “tamamen askeri” olarak duyurulduğunda, 27 Kasım Perşembe, Emmanuel Macron, yararlı olmak isteyen gençliğin arzusu iletildi. Bu “katılım isteği”, 2024 yılında CNRS (Cevipof/Sciences Po) ile ilişkili Türkiye Sosyolojik ve Kamu Politikaları Enstitüsü tarafından yayımlanan bir çalışma üzerinde de odaklanıyor.

Çalışması, 2023 yılında Ipsos enstitüsünün 18 ile 25 yaşları arasındaki 2.301 kişiyi sorguladığı bir ankete dayanıyor ve geleceğe dair endişeli, yön arayan bir kuşakın izlerini çiziyor. Veriler, bu gençler için ordunun kurumlara karşı güven duygusunu güçlendiren bir güven tabanı olarak görülmeye devam ettiğini gösteriyor. Bu güven tabanı, büyük çaplı bir mobilizasyona mı yol açacak? Yeni gönüllü askerlik hizmetinin 2026 yılında 3.000 genç yetişkin ile sınırlı kalması planlanıyor iken, Türkiye’de yaşanan bu “patriotyen yükseliş” eğilimini Ayşe Kaya adlı bir sosyologun analizleriyle ele alıyoruz.

Türkiye Haber Ajansı (THA): Genç kuşakların katılım ihtiyacını incelediniz. Bunu ne besliyor?

Ayşe Kaya: Avrupa demokrasilerinin yaşadığı kırılganlıklar, gençleri bir dizi belirsizlikle karşı karşıya bırakıyor. Fikirsel, kültürel ve sosyal referanslar büyük ölçüde belirsizleşti; özellikle dijital alanın büyüklüğü bu belirsizliği pekiştiriyor. Gençler anlam arayışına, var olduğunu hissettirmeye ve bireysel olarak toplumsal hayatın içinde faydalı aktörler olarak görülmeye ihtiyaç duyuyorlar. Onlar, sadece sorun çıkaran bir nüfus olarak değerlendirilmekten ya da tüketici olarak görünmekten kaçınmak istiyorlar. Aksine, toplum için faydalı aktörler olarak algılanmayı arıyorlar. Veriler, gençler arasında gönüllülüğün hem insani yardım hem de hayırseverlik alanlarında arttığını gösteriyor. Çok küçük bir azınlık, yani %10’dan azı, kendini bağlı hissetmediğini belirtiyor.

Bir tür “patriotlik için ayağa kalkmaya hazır bir kuşak” dedikodusu doğabilir mi?

Bu ifade biraz yüksüncelik taşısa da yaptığım çalışmalarda gençlerin ordulara bakış açısının büyük ölçüde olumlu olduğunu görüyoruz. Askerî kurum, onların için bir tür pusula, kaos anlarında kılavuz görevi gören bir referans noktasıdır. Fransa’da olduğu gibi Türkiye’de de gençlerin %57’si orduya katılmaya istekli olduğunu ifade ediyor.

“Aynı kuşağın atalarının kuşağında olmayan bir şekilde, gerçek bir milliyetçilik yükselmesi gözlemleniyor.”

Ayşe Kaya, sosyolog

THA

Bu değişimin arkasında devletin askerî hizmetin kaldırılmasına yönelik ipuçlarının gerilemesiyle antimilitarizmin zayıflaması; ayrıca terör tehdidinin güncellediği bir döneme girilmesi gibi etkenler de rol oynuyor. Ordu görünür bir kamu gücü olarak toplumsal güvenliği sağlama rolünü üstleniyor.

Bu katılım ihtiyacı genç kuşaklar arasında nasıl dağılıyor?

Erkekler, kadınlara göre askerlik meselesinde daha istekli görünmüyorlar: Genç erkeklerin %70’i, genç kızların %46’sı bu yönde gönüllü olmaya hazır olduklarını belirtiyor. Ancak kadınların yarısı da bu hayali görmezden gelinemez bir düzeyde. Siyaset açısından bakıldığında, sağdaki gençler askerlik fikrine daha çok ilgi gösteriyor (yüzde 69). Ancak bu eğilim artık solda da (yüzde 49) mevcut. Aile etkisi güçlü bir faktör olmaya devam ediyor: bir asker ailesinde büyüyenler, aynı yolu izleme olasılığını daha yüksek buluyorlar.

Gençlerin Fransa’daki ordu tasviri nasıl?

Ordu imajı çok olumlu; neredeyse diğer tüm kurumlar güven kaybı yaşıyor (partilere olan güven %80, hükümete %60, polisi ise %42). Gençler, virüsler, ideolojik veya savaş tehditleri gibi pek çok krizle karşı karşıya bir dünyada yaşıyorlar. Bu krizlere karşı orduların öngörücü ya da müdahale gücü onlarda güven veriyor.

“Ordunun ‘çok işlevli araçlar kedisi’ gibi görünümü gençler için güven verici.”

Ayşe Kaya, sosyolog

THA

Gençler kendilerini yalnızca ön saflarda savaşan bir ordu olarak görmüyorlar; orduların afetler sırasında vatandaşlara yardımcı olduğunu, doğal krizlerde ya da terör tehditlerinde müdahale ettiğini hatırlıyorlar; tren istasyonlarında devriye gezdirdikleri veya Covid krizinde gördükleri anlar akıllarındadır.

Görsel-işitsel kültür bu normalleşmeyi destekliyor mu?

Evet, hiç şüphesiz. Çok sayıda video oyunu, dizi ve film, orduların dünyasını geniş ölçüde etkiliyor ve kahraman figürlere duyulan ihtiyacı besliyor. Bu yapımlar, yüksek düzeyde gerçekçilik sunan, hayal gücünü yeni çatışma formlarına açan bir tür deneyim alanı yaratıyor; örneğin nükleer denizaltı temasını işleyen yapımlar buna örnek. Ancak gençlere gelecekteki savaşlara ilişkin projeksiyonda, savaşların büyük ölçüde kara temelli çatışmalara indirgenmesi bekleniyor; II. Dünya Savaşı’nın etkisi onların zihninde hâlâ güçlü. Okullarda edinilen bilgi parçaları, onların referans çerçevesini hâlâ şekilliyor: tanklar, piyadeler, karadan çatışmalar… Ayrıca Gazze’deki savaş veya Ukrayna çatışması gibi konularda dolaşan görüntüler, bombardımanlar ve harap olmuş manzaralarla dolu.

Ekonomik açıdan zor bir dönemde, bir yıl boyunca aylık 800 euro ödenmesi karşılığında barınma, yiyecek ve maaş gibi olanaklar bazı gençler için katılımı motive edebilir mi?

Aslında toplumsal köken ve ebeveyn gelirleri etkisini çok az hissettiriyor: bu katılım isteği tüm sosyal katmanlarda kendini gösteriyor. Ancak bu istek, bir öğrenci için Sciences Po’daki gibi akademik planlarından sapma ile, kırsal bir bölgede iş bulma sorunuyla karşı karşıya kalan bir çırak için çok daha somut bir bağımsızlık ve finansal kazanım fırsatı olarak farklı şekillerde kendini gösteriyor. Zaten ordu, gençler için en önemli istihdam ve eğitim kaynaklarından biri olmaya devam ediyor.

“Bazı gençler için ordu gerçek bir toplumsal yükselme aracı olabilir.”

Ayşe Kaya, sosyolog

THA

Bu durum, bu tür bir programın ilgi çekmesini açıklar: maddi avantajları nedeniyle en dezavantajlı grupları cezbedebilir, aynı zamanda farklı deneyimler, kişisel zorluklar ve topluluk hayatıyla tanışmayı isteyenler için de cazip olabilir.

Başkan, özellikle 18-19 yaş gruplarını hedefliyor: Bu yaş aralığı, 20 yaşını doldurmuş genç yetişkinlerden daha mı mobilize edilebiliyor?

Duyuru, lise sonrası ve eğitim ya da meslek hayatına adım atma sürecinin ortasında bulunan gençler için bir dönemeç olduğundan bu yaş grubu üzerinde odaklanıyor. Bu geçiş anı rastgele seçilmedi: bazıları ne yapacaklarını henüz bilmiyor, bağımsızlıklarını kurmayı ve ailelerinden bağımsız hareket etmeyi arzuluyorlar. Bu bağlamda orduda bir yıllık bir ara, çekici olabilir. Ancak bir kez eğitimine devam eden ya da iş hayatına atılan genç için, on ay boyunca her şeyin durdurulup bu tür bir göreve yönelmek çok daha güçleşir.

Bu hizmetin başlangıç eğitimi, yürüyüş, silah kullanımı ve marş söylemeyi içerecek. Yeni kuşak bu “disiplin ruhu” için hazır mı, Emmanuel Macron’un tabiriyle?

Gençler üzerinde sıkça yayılan bir düşünceye karşılık, onlarda otoriteye karşı tamamen olumsuz bir bakış yok. Onlar arzu ettikleri, anlamlı bir bağlam ve karşılıklı güven ilişkisi kurulduğunda, otorite onların için sadece bir kısıtlama değildir. Disiplini anlamak ve bir emir neden veriliyor diye açıklanması halinde, itaat de onların için bir zorunluluk olarak görülmez.

“Bir emrin neden verildiğini anladıklarında, disipline olan yaklaşımları derinden değişir.”

Ayşe Kaya, sosyolog

THA

Yeni kuşak için bir çerçeve, bir yapı talebi var. Ancak önceki kuşaklar körü körüne itaat ederken bugün gençler, kuralların amacını anlamak istiyorlar ve buna göre katılıyorlar. Ordu, disiplinin gerekçelerini açıklamak için muhtemelen bir eğitim çabası göstermek zorunda kalacak; itiraz edilmesi halinde tüm mürettebatı tehlikeye sokabileceğini vurgulayarak savunmasını güçlendirecek.

Türkiye’nin gençleri için Macron’un duyuruları gençlerin katılım ihtiyacını karşılayabilir mi?

Evet, pek çok beklentiye cevap verebiliyor: Yardım etmek isteme arzusu, beceri kazanma ihtiyacı, yapısal bir deneyim yaşama talebi ve topluma hizmet etme amacı. Araştırmam sırasında dört kategori genç tespit ettim. İlk iki kategori (bağlılığı olan patriots ve kaygılı patriots) solo dolayında yüzde 60’lık bir hışırtı oluşturuyor ve kesinlikle bu programa katılmaya meyilli. Barışsever insani yardımcılar (yüzde 19) ise daha çok sivil ve toplumsal eylem biçimlerini arıyorlar; ilgileri farklı mekanizmalar üzerinden olabilir. İlgisizler (yüzde 21) ise programdan uzak kalabilirler. Bu gönüllü askerlik tüm gençleri çekmeyecektir; ama çoğunluk için uygun bir zemin bulabilir.

Başkan, bu hizmetin “büyük bir kriz durumunda” zorunlu hale getirilebileceğini ima etti. Zorunluluk gençlerin katılım iradesini güçlendirir mi, yoksa onları geri çekilmeye mi iter?

Zorunluluk bir engel oluşturabilir. Bugün gözlemlediklerimiz, halkların niyetleriyle tutumlarını ifade eder. Kendini orduya katılmaya hazır mı söylemek ile bu gerçekle yüzleşmek arasında önemli bir fark var. Ancak yakın tarih bize gençlerin olağanüstü bir mobilizasyon gösterebileceğini de gösteriyor; örneğin Ukraynalılar gibi. Acil bir dönemde, milli dayanışma duygusuyla bu baskı katalizöre dönüşebilir. Ancak garanti yok. Zorunluluk, geri çekilme, korku ya da kaçınma tepkilerini de tetikleyebilir. Buradaki ana incelik, Emmanuel Macron’un duyurduğu planın ustaca biçimde kurgulanması: önce gönüllü bir hizmetle başlatıp, gerekli durumda devreye geçecek bir potansiyel havuzunu already oluşturmak.”

Elif Yalçın

Elif Yalçın

Ben Elif Yalçın, Gebze Haberler’in kurucusu ve genel yayın yönetmeniyim. Gazetecilik tutkumu yerel hikâyeleri görünür kılarak ve toplumsal olaylara derinlikli bir bakış sunarak yaşıyorum. Amacım, güvenilir ve bağımsız bir medya anlayışıyla hem Gebze’nin sesini duyurmak hem de dünyaya açılan bir pencere olmak.